Advert

Diyet yalanları ve gerçekler

Diyet yalanları ve gerçekler
Diyet yalanları ve gerçekler LM
Bu içerik 568 kez okundu.

- Hayatımda hiç diyet yapmasaydım şimdikiyle aynı kiloda mı olacaktım? - Hayır, daha zayıf olacaktın.

“Kilo almışsın - Kilo vermişsin”... Ya da “Sen kilo mu aldın - Sen kilo mu verdin”... Bu laflar neredeyse “merhaba, nasılsın” gibi kullandığımız yeni selamlama kalıplarına dönüştü! Çağımızın en büyük sağlık obsesyonu kilo ve diyet. Konu basit görünüyor; insan bilimsel yöntemler, kurallar bekliyor. Oysa her kafadan başka ses çıkıyor. Meşhur diyetisyenler, profesörler birbirinin tam tersi şeyler öneriyor. İnsan kime güveneceğine şaşırıyor. Dünyanın en prestijli beslenme uzmanlarından King’s College’dan genetik profesörü Tim Spector “Hiçbirine güvenmeyin” diyor. Sabri Ülker Vakfı’yla birlikte Birleşik Krallık Tıp Topluluğu’nun ‘Diyet ve Kilo: Ruh Sağlığı ve İyi Yaşam İlişkisi’ konulu konferansını takip ettim. Buluştuğum Spector, bağırsağa, mikroplara ve diyete bakışımı tamamen değiştirdi.
Diyet yalanları ve gerçekler

Neden her diyet gurusu bambaşka şeyler söylüyor? Uzayı mı keşfediyoruz?
- Diyetler dine benzedi, hatta mezheplere bölündü. Veganlar, vejetaryenler, laktozsuz, glütensiz, yağlı-yağsız yiyenler... Hiçbirinin doğru dürüst bilimsel dayanağı da yok. İnsanlar inanma ve bir gruba ait olma ihtiyaçlarını karşılıyor sanki bu şekilde.
 Siz hiçbir diyete inanmadığınıza göre ateist oluyorsunuz bu durumda.
- Ateist ya da agnostik belki... Ama şüpheci ve alaycı olduğum kesin.
 İşe yaramıyor mu diyetler?
- Çok kısıtlayıcı oldukları için sürdürülebilir değiller. 6 ay yapılıyor, sonra eski alışkanlıklara dönülüyor. Ayrıca diyetler gıda çeşitliliğini azaltarak mikroplarımıza zarar veriyor.
Mikrop konusuna döneceğim ama bir şeyi merak ettim. Bugüne kadar hayatımda hiç diyet yapmasaydım şu ankiyle aynı kiloda mı olacaktım?
- Hayır, belki daha zayıf olacaktın. Herkes farklıdır ama diyet yapan ve yapmayan tek yumurta ikizlerini incelediğimiz zaman, daha çok diyet yapanın genelde daha kilolu olduğunu gözlemliyoruz.
Tam tersi yani! Neden?
- Kalorileri azaltarak kilo verirseniz vücudunuz bunu telafi etmeye, sizi eski halinize getirmeye çabalar. Evrim bizi açlık çekmemeye programladı. Vücut enerjiyi, kiloyu, yağı muhafaza etmek için her şeyi yapar. O yüzden diyet yapan insan önce incelir ama sonunda bu durur. Çünkü vücut metabolizmayı yavaşlatır, sizi tembelleştirir, acıktırır. O kiloyu size geri aldırır.
Kilo vermek isteyen insanlar ne yapacak peki? Yapacak bir şey yok mu?
- Bir diyet önermek istemem, bütün kitap bu tür mitleri yıkma iddiasında. Ama aralıklı orucun iyi geldiğine yönelik işaretler var. Öğün sayısını azaltın ve arayı açın. İki saatte bir atıştırmak iyi değil. Vücudunuza toparlanacak zaman verin.
 Kitapta şok diyetten bahsediyorsunuz. “Bazı günler 500 kaloriyi geçmeyin” diyorsunuz.
- Evet, o gün normalin dörtte biri kalori alıyorsunuz. Sonraki gün ne isterseniz yiyorsunuz. Tüm rejimler içinde en başarılısı bu bizce.
 Haftada bir gün yeterli mi?
- İki günle başlamak daha iyi. Genelde birkaç hafta sonra bire iniliyor. Herkes farklı, deneyip görmeniz lazım.

Big Mac sorunsalı
Hamburgere, pizzaya, makarnaya direnmek neden bu kadar zor? Bu arzunun kaynağı nedir? Kitapta ‘kutsal üçgen’den bahsediyorsunuz. Nedir bu?
- Tuzun, şekerin ve yağın sihirli bir buluşma noktası var. Belirli bir denge oluştuğunda bu gıdaları karşı konulmaz buluyoruz. İşlenmiş gıda üreticileri bu tatlarla oynayarak tat alma reseptörlerimizi çıldırtıyor. Hep daha fazlasını istetiyorlar.
 Uyuşturucu müptelası gibi...
- Doğada olmayan bu kombinasyonları tutturmak için laboratuvarlarda çalışıyorlar. Bunları besleyici gıda olarak algılamamızı sağlıyorlar. Mikroplar da beynimize “bana bundan daha çok ver” sinyali gönderiyor. İki yönlü baskı var yani, biri bağırsaktan, diğeri beyinden.
 Nasıl kurtulacağız bu illetten peki?
- Tamamen yasaklamadan, ara sıra yiyerek. Bir şeyi yasaklamak işe yaramaz. Ben de arada yiyorum sırf nasıl olduklarını kendime hatırlatmak için. Az yedikçe daha az istiyor, bunun kimyasal bir etki olduğunu idrak ediyorsunuz. Yüksek lifli bol meyve, sebze tüketen insanlar böyle basit kimyasal karışımlar için ölüp bitmiyor zaten. Onca tat ve aromasıyla gerçek bir meze, iki dakikada mideye indireceğiniz Big Mac’ten çok daha uyarıcı.
Patates kızartmasından tam tahıllılara geçmişsiniz galiba...
- Patates o kadar kötü bir şey değil. Ama artık sadece patates yerine tatlı patates, her tür tahıl, esmer pirinç, siyah pirinç, kinoa da yiyorum. Bence Türkler için anahtar geleneksel yemeklere dönmek. Akdeniz yemekleri, mezeler, burada çok çeşitliliğiniz var. Amerikan tarzı pizza, hamburger çok kısıtlayıcı.
Annemizin, anneannemizin yemeklerine dönelim yani...
- Tabii. Amerikan usulü yemeklerde soya, buğday, şeker, yağ var sadece. Sizinkindeyse onca sebze, peynir, zeytinyağı... Mayalı besinler, çoğu da geleneksel olarak Türkiye’den geliyor... Kefir mesela. Diğeri neydi? Tuz koyduğunuz...
Ayran mı?
- Evet, ayran! Genç nesiller bunlara devam etmeli. Sakın Amerikan mutfağını taklit etmesinler. Eski kültürler sağlıklı oluyor. Natürel sızma zeytinyağı, kuruyemiş, çekirdek, bağırsak mikroplarımız için müthiş.

Bağırsak ikinci bir beyin
 Mikrop kötü bir şey değil midir? Amma seviyorsunuz bu mikropları...
- 100 trilyon mikrobumuz var, vücudumuzu onlarla paylaşıyoruz.
 Nerede yaşıyorlar?
- Her yerdeler ama yüzde 99’u incebağırsakta. Bu, son 10 yılda keşfettiğimiz yeni bir organ gibi aslında. Yeni bir karaciğer, pankreas bulduğumuzu düşünün. Mikroplar burada gıdaları kimyasal maddeye çeviriyor. Bir kimya fabrikası gibi...
Beyne benzetenlerdensiniz bağırsağı yani...
- Evet, bağırsak ikinci bir beyin. Burada birçok sinir ucu var. Beynimizle etkileşimi bunlar sağlıyor, mikroplar kimyasal sinyaller gönderiyor. İştahımızı, ruh halimizi, bağışıklık sistemimizi kontrol ediyor. Bu yeni organı nasıl sağlıklı yapacağımızı düşünmemiz gerekiyor.
 Mikroplara iyi bakarak mı?
- Evet, mikropları doğru besleyerek. Bağırsak bizim bahçemiz gibi.
Neyin iyi geldiğini nereden bileceğiz? Herkes farklı değil mi?
- Bazı genel bilgiler var. En önemlisi, bitki çeşitliliği. Ne kadar farklı çekirdek, meyve, sebze tüketirseniz o kadar iyi. Mayalı besinler çok iyi: süt, peynir, yoğurt, kombuça... Bazı meyve, sebze ve yağlarda ‘polifenol’ adı verilen kimyasallar var. Bunlar mikroplar için kimyasal enerji demek. Kahve bu yüzden faydalı. Tereyağı, çikolata, zeytinyağı, kırmızı şarap sağlık için iyi.
 Miktarı önemli mi?
- Hepsi küçük dozlarda ve geniş bir diyet kapsamında tüketilmeli. Bir kadeh kırmızı şarap sağlığınız için iyidir ve bunun sebebi muhtemelen mikroplar. Artık biliyoruz ki üzümde antioksidan bir kimyasal madde olan polifenol var.
15 bin adım yetmez
Sporun kilo vermekle pek ilgisi yok galiba. Nedir spora bakışınız?
- Kilo vermenize katkısı olmaz çünkü spor acıktırır, metabolizmanızı yavaşlatır. Kilo kaybetmek için bunu diyetle desteklemeniz şart.
 Sağlıklı kilo için günde en az 10-15 bin adım atılmalı diyenlere ne diyorsunuz?
- Bence bunun iki katı olmalı. Hafif, kısa egzersiz kilo verdirmez. Kilo vermek için bir saatin üzerinde, sıkı egzersiz yapmanız gerekir. Ama yine de kalp için ve diyabete karşı çok iyidir.
Peki alışverişi nasıl yapmalıyız?
- Yemeğin nereden geldiğini bilin. Büyük süpermarketlerden, işlenmiş gıdalardan uzak durun, doğal ürünlere yönelin. Organik iyidir; pestisit, herbisit yoktur. Bunlar bağırsak mikroplarına zarar verir. Yerel dükkânlara, evinize organik gıda yollayan kurumlara bakın. Bir de sürekli yeni gıdalar deneyin.

kaynak:hurriyet.com.tr

beslenme
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
HAVA DURUMU - Ο ΚΑΙΡΟΣ ΣΗΜΕΡΑ 19/11/2018
HAVA DURUMU - Ο ΚΑΙΡΟΣ ΣΗΜΕΡΑ 19/11/2018
17 Kasım 1973 CUNTA'ya KARŞI AYAKLANMA... ANILIYOR!!!
17 Kasım 1973 CUNTA'ya KARŞI AYAKLANMA... ANILIYOR!!!