31 sene sonra: 26 Ocak olmasaydı, ölene kadar bekleseniz 29 Ocak olmayacaktı!

31 sene sonra: 26 Ocak olmasaydı, ölene kadar bekleseniz 29 Ocak olmayacaktı!
31 sene sonra: 26 Ocak olmasaydı, ölene kadar bekleseniz 29 Ocak olmayacaktı! LM
Bu içerik 2427 kez okundu.

 

26 Ocak 2016 senesinde

yazdığımız makalemizi

başlangıç olarak aynen verelim.

******************************************************************

26 Ocak 1988'DEN... 26 Ocak 2019'e

31 Yıldır Gizlenmeye Çalışılan Gerçek

 
AZINLIK yakın tarihine damgasını vuran o günlerin yıl dönümünde, bu makaleyi kaleme almamızın yegâne sebebi, uydurma tarih üreterek, efsaneler’le bu toplumun ileri gidemeyeceğine inancımızdandır.
Tamı tamına 31 yıldır, B.Trakya Türk Azınlığı’nın içinde köşebaşlarını tutmuş olan bir grup “elit”in, bugün, bizleri istedikleri gibi “yönetmelerine” olduğu gibi, geçmişi de aynı şekilde, bizlere, istedikleri gibi “anlatma/öğretme”lerine de tepki gösteriyoruz...

 

26 Ocak’a Giden Yol


YILLARCA süregelen baskılar, yaşanan sancılı dönemler ve B.Trakya Türklerini kovma politikalarının had safhada olduğu yıllar...
Batı Trakya Türk Öğretmenler Birliği ve Gümülcine Türk Gençler Birliği davaları Yargıtay’a gitmiş, sonuçlar beklenmektedir... 
İşte bu noktada, gazetemiz Trakya’nın Sesi’nin sahibi Abdülhalim Dede, Yargıtay kararının çıktığının ve kararın “kapatma” olduğunun haberini alır-almaz, Atina’ya dek uzanarak, kararı bulup-alır; memlekete dönüp, 17 Ocak 1988 tarihli Trakya’nın Sesi’nde yayınlar.

Aynı gün Batı Trakya Azınlığı Yüksek Tahsilliler Derneği’nin kongresi vardır ve Dede, manşetinde KARAR’ın bulunduğu gazeteyi alıp, tüm yüksek tahsillilere dağıtır ve “eylem” kararı almaları için beklemeye koyulur...
Fakat ne çare?..

Kongrede bir-iki “kınama”nın dışında hiç bir eylem kararı çıkmaz. 
Dede, ümidini kesmez ve bu kez o dönemin GTGB Başkanı Arif Hüseyin ve BTTÖB Başkanı Cahit Mustafa Aliosman’ı tutup, Yargıtay’ın, başkanı bulundukları derneklerin “kapatılması” kararı verdiğini, eyleme geçmeleri gerektiğini bildirir...

Ancak; yine sonuç alamaz...
İşbu noktada, 4 gün bekledikten sonra, “azınlık önde gelenleri”nden ümidini keser ve 21 Ocak 1988 tarihinde Trakya’nın Sesi’nin yeni sayısını yayınlayıp, B. Trakya Türkleri’ni 26 Ocak Salı günü gerçekleşecek olan, Trakya’nın Sesi gazetesinin düzenlediği “Türklüğümüzü beyan etme mitingi”ne davet eder...
Çağrı şöyledir:
“26 Ocak Salı günü öğle namazından sonra Gümülcine-Komotini Yeni Cami önünden hareket edip Bölge Genel Valiliğine kadar yürüyeceğiz...

Yürüyüşe başta milletvekillerimiz Mehmet Müftüoğlu ile Ahmet Faikoğlu’nu...

İskeçe-Ksanthi ve Gümülcine-Komotini nahiye müdürlerimizi...

İskeçe-Ksanthi Müftüsü Mustafa Hilmi’yi...

Gümülcine-Komotini Müftü Naibi Hafız Cemali’yi...

Vaaz ve İrşad Heyetinin tüm üyelerini...

Kapatılmış Batı Trakya Türk Öğretmenler Birliği ve Gümülcine-Komotini Türk Gençler Birliğinin yönetim kurulu üyeleri ile birlikte tüm üyelerini...

Yüksek Tahsilliler Derneğinin yeni yönetim kurulu üyleleri ile tüm yüksek tahsillileri...

Türk olduklarından dolayı diplomaları tanınmayan tüm DİKÇA’zedeleri...

Eski milletvekillerini ve tüm politikacıları...

Azınlık basınını...

Vee Türklüklerinin inkârını kabul etmeyen tüm azınlık fertlerini...

DAVET EDİYORUZ.
Eylemimiz SESLİ ve PANKARTLI olacaktır.

Katılacak olanlar, birer ‘BİZ TÜRKÜZ’ pankartı hazırlayıp gelsinler.” *1

(Vurgulamakta yarar görüyoruz ki: o dönemler, “Gümülcine”, “İskeçe” vb şekilde şehir ve köy isimlerini Türkçe isimleriyle yazmak, suç teşkil ediyordu...)

Gazete yayınlanır-yayınlanmaz, gerek Yunan devleti makamları/yetkilileri, gerekse azınlık içinde kendini “icazetli meşru erk” olarak adlandıran grup telâşa kapıldılar.
Trakya’nın Sesi köy-köy, sokak-sokak, kahve-kahve dağılıyor, haberin her yere ulaşması için insanüstü uğraşlar veriliyordu...
Tabii, Takım (“icazetli meşru erk”) da boş durmayacaktı.

Böylesine önemli, “millî” bir davanın öncülüğünü Dede’ye ve O’nun gazetesine bırakmayacaklardı...

Kendileri ne güne duruyorlardı!..

Ve tüm mekanizmalarıyla, giriştiler işe: köy-köy, sokak-sokak, kahve-kahve her yere telefonlar edilip, “kendi adamlarıyla” haberler salınıyor ve “26 Ocak yürüyüşünün iptal olduğu, gerçekleşmeyeceği” bildiriliyordu...

 

25 Ocak


TÜM bu olanlar, Dede’yi de ürkütmüş ve pes etme noktasına getirmişti.

Mitingten vazgeçip-geçmeme konusunda terddüt içindeydi.

24 Ocak Pazar gecesi, saat 22:00’de, Selânik’te doktorluk görevini yapmakta olan ve 2 günlük haftasonu iznine memlekete gelmiş olan Dr. İbram Onsunoğlu’nun kapısını çaldı ve “Yürüyüş konusunda, son kararı sen vereceksin aga!” dedi, “Sen ‘evet’ dersen olacak, ‘hayır’ dersen olmayacak!

‘Evet’ dersen, senden bir talebim var, valiye vermek üzere kalabalık önünde de okunacak Yunanca bir psifizma-karar metnini bana bu akşam yazıp vereceksin.”

Onsunoğlu, olayı şöyle anlatır:
“Anlaşıldı, ikimizle birlikte bizim evdekileri de bu akşam uyutmayacaktık. Onun için Dede’nin evine gittik. Sabahlara kadar çalıştık ve bu arada Yunanca metni de hazırladık, sonra Türkçeye çevirdik. Az sonra ben ilk otobüsle Selanik’e hareket ettim, ‘kestaneleri ateşten çıkarmayı’ Dede’ye bırakarak.” *2

 

Gün doğmuştu.

25 Ocak’ın ilk saatleri...

Dede, ilk iş olarak, bir broşür/beyanname çıkarmış ve yine köy-köy, sokak-sokak, kahve-kahve dağıtmaya koyulmuştu.

 

Beyannamede şöyle yazıyordu:
“EY BATI TRAKYA TÜRKÜ! Türk olduğuna inanıyorsan yürüyüşe katıl! Türk olduğunu inkâr edenlere Türklüğünü haykır! Seni uyutmak isteyen sözde önderlere göster kendi gücünü! Milletin olduğu yerde temsilciye gerek yok diye göster kendi büyük gücünü!” *3

 

Bu broşür/beyanname, Takım’ın hiç hoşuna gitmeyecekti...

 

26 Ocak


Günlerce süren uykusuzluğun ve stresin ardından yorgun düşen Dede, 25 Ocak’ı 26 Ocak’a, eylem gününe bağlayan gece yarısı, broşür/beyanname dağıtmaktan dönünce, sabaha dinç olmak için, çalışma odasındaki sofaya uzanacaktı...

Taa ki, telefon ziliyle uyandırılıncaya kadar...
Ahizenin öbür ucundaki ses – sevenlerindendi –, ve başta GTGB olmak üzere şehrin her yerine, halka, yazılı, “mitinge katılmama” çağrısı yapıldığını söyleyecekti...

Dede, toparlanıp, miting alanına, Yeni Cami’ye doğru yola koyulduğunda, GTGB önünde rastlayacaktı bildiriye.

Bildiride, insanlarımızdan, “kime hizmet ettiği belli olmayan Trakya’nın Sesi gazetesinin düzenlediği...” eyleme katılmamaları isteniyor, azınlığı sadece Yüksek Kurul’un temsil ettiği söyleniyor, Dede’den de “şarlatan” olarak bahsediliyordu... (Ustaca yazılmış bu bildiriyi, Takım’ın isteği üzerine gazeteci Mehmet Hatipoğlu’nun kaleme aldığı, yıllar sonra su yüzüne çıkacaktı...)


Dede, Yeni Cami önüne geldiğinde, orada da aynı ilânlarla karşılaştı; öfkelenip, hepsini yırttı attı; ve yerlerine yenilerini yapıştırdı: ÖĞLE NAMAZINDAN SONRA YÜRÜYÜŞ OLACAKTIR!

 

“BİZ TÜRK’ÜZ!”


Öğle namazı sonrasında, Anadolu Ajansı’nın verdiği rakamlara göre, 4 ile 5000 civarında kişi, miting alanındaydı.

Yıllardır süregelen baskılar ve sindirme, hatta kovma politikalarından usanmış olan azınlık insanı, miting alanını doldurmuş, kimliğinin inkârına karşı, tepkisini koymuştu!..

Takım’dan bazıları, insanların oradan “dağılması” için miting alanına sokulmuş, fakat öfkeli halkın sert tepkisiyle karşılaşmışlarıdı; hattâ, bazıları, tekme bile yemiş, bazıları ise cami içine sığınmakta/kaçmakta bulmuştu çâreyi...
... ve elbette, Polis ve Yunan devleti de boş durmadı: Polis arabaları, gelip, mitingin yapılamayacağını/yapılmaması gerektiğini bildiriyor, eylemcilerin ellerinden pankartları topluyordu...
Sonunda, 3 kişilik heyet seçilmesi ve psifizmanın valiye verilmesi kararı üzerinde anlaşıldı; Dede’nin de içinde bulunduğu üç kişilik bir heyet ile psifizma, valiye ulaştırıldı.

Tabii, ulaştırılmadan önce de, Dede, duvarın üstüne çıkıp, kabûl edilip-edilmediğini onaylamak için psifizmayı eylemcilere okudu; psifizma kabûl edildi.

 

Psifizma şöyleydi: 
 

“MİTİNG KARARI

 

Adlarında Türk sözcüğü bulunan ve yarım asırdan beri Komotini’de kanunen faaliyet gösteren iki azınlık derneği, Batı Trakya Türk Öğretmenler Birliği ile Komotini Türk Gençler Birliği, Hükümetin asılsız şikayetlerinden sonra sırf bu Türk sıfatı nedeniyle kesin olarak kapatıldı ve faaliyetten menedildi.

 

Üçüncü dernek ise, Ksanthi Türk Birliği, o da kesin kapatılma yolunda.

 

Sorun, yalnızca kapatılan derneklerle sınırlı kalmayıp daha geniş boyutlar kazanmakta, zira ayrı bir etnik grup olarak tün Azınlığı ilgilendirmekte ve tüm demokratik ülkelerde güvence altına alınmış ve saygı duyulan temel insan hakları kapsamına girmektedir.

Sözde hukukî çeşitli tertipler ve başkaca hileli yöntemlerle Türk etnik kökenine sahip olduğunu ifade etme hak ve özgürlüğünü Azınlığa yasaklayan Hükümeti, bu düzenciliğinden dolayı KINIYORUZ!

Derneklerin Türk sıfatını taşıdıkları bahanesiyle kapatılması, Hükümetin keyfi davranışlarının bir uç noktasını oluşturmuştur.

 

Ancak Azınlık, etnik kökenine ve etnik kökeni yüzünden bizzat kendisine yapılan daha genel saldırılara her gün maruz kalmaktadır. 

Batı Trakya Türk Azınlığı, resmen TÜRK sıfatıyla adlandırılmak hakkını savunmak için mücadele etmekte kararlı olduğunu ilan eder.

1- Kapatılan derneklerin tarihî adlarıyla yeniden çalışmalarına müsaade edilmesini,

2- Azınlığın etnik kökenine ve etnik kökeni yüzünden bizzat kendisine yapılan saldırıların durdurulmasını, 

3- Türk olarak adlandırılması hakkının Azınlığa Hükümetçe resmen tanınmasını TALEP EDİYORUZ!

Komotini, 26 Ocak 1988 Salı.” *4

 

Takım Telâşta...


MİTİNG başarıyla sonuçlanınca, Takım telâşa kapılmıştı... “Kahramanlık elden gidiyor”du...
"Dede, koskoca Koca Kapı’dan destekli koskoca Takım karşısında Türkçülük mücadelesinde tek başına şimdi üsttedir ve bastıra bastıra intikam almaktadır.” diye alay eder Dr. İbram Onsunoğlu, bu durum karşısında...
Gel gelelim, sonunda, 26 Ocak gece saat 10'da, “29 Ocak’ta Yürüyüş” kararı alır Takım.

 

Bildirinin son bölümü aynen şöyle:
“... Her türlü karar alma yetkisine sahip bu komite 26 Ocak 1988 Salı günü kendi aralarında yaptığı toplantıda aşağıdaki kararları oy birliği ile almıştır:
1- Türk’lüğümüzü inkâr eden bu kararları, Lozan andlaşmasına imza eden garantör devletlere bildirmek,
2- Uluslararası demokratik ve insan haklarıyla ilgili kuruluşlara Türk’lüğümüzü yok etmek isteyen idârecilerimizi şikâyet etmek...
3- İslâm ülkeleri temsilcilerine ve kuruluşlarına bugün milliyetimiz yarın dinimize kastederek bu şöven zihniyeti ve kararı duyurmak...
4- 29 Ocak Cuma günü Cuma namazından sonra Gümülcine Eski Camiinden tüm Batı Trakya Türk’ünün katılacağı bir yürüyüş düzenlemek...
5- Tüm azınlık okulları öğrencilerinin (1,2,3) Şubat günleri okula gitmemesi...
İşbu duyurumuzun Türk’lüğümüz adına tüm azınlık basınında yayınlanması ricası ile...


Batı Trakya Türk Azınlığı Yüksek Kurulu Adına
Komite Başkanı Mehmet Emin Aga”


(Tabii, 28 Ocak’ta Trakya’nın Sesi gazetesinin yeni sayısının yayınlandığını, mitinge katılanlara teşekkür edildikten sonra, “Yarın yine yürüş var” denerek, 29 Ocak mitingine de halkın davet edildiğini söylememize gerek yok sanırız...)
Dikkat etmişseniz, yürüyüş çağrısı, önem açısından 4. sırada!..

Ve yine dikkat etmişseniz, Yüksek Kurul 26 Ocak’ta toplanmış...

Ayrıca, bu bildirinin basına ulaştırıldığı tarih 27 Ocak...
 

Bunları niye mi yazıyoruz?

Gelin, cevabı, İ.Onsunoğlu versin:
“ ‘Dede’nin mitingi’ engellenemeyip başarıyla gerçekleştikten sonra, Takımın elinde artık yalnızca karalama silahı kalmıştı.

26 Ocak, Yüksek kurulun kararlaştırdığı yürüyüşü bozmak için bu yürüyüşten önce Yönetim ve Asfalya tarafından düzenlenmiş bir oyun ve provokasyondu gibi iddialar ortaya attı, iyice alçalarak ve gülünç duruma düşerek. (...)

Bu gibi bir iddianın tutması için ilk önce Yüksek Kurulun aldığı yürüyüş kararının tarihini göstermek gerektiği hiç düşünülmeden.

Oysa Takım adına bu kararın tarihi Mehmet Emin Aga imzasıyla 26 Ocak Salı akşamıdır, yani ilk miting sonrasıdır.” *5
 

Evet,.

Aynen böyle!..


31 Yıl Sonra...


İŞTE bu “dağdağalı günler”in üzerinden tam 31 yıl geçti...
Bu 31 yıl içerinde, köprünün altından çok sular aktı (ve maalesef, olumsuz yöne doğru aktı), Takım, özellike de sancılı 89-98 (Karaliste trajedisinin had safhaya ulaştığı yıllar) sonrası daha da güçlenirken, azınlık insanı daha da sindi, daha da ürkekleşti...
Fakat 30 yıldır, “resmi ideoloji”, kendi yalan tarihini daha da yaygınlaştırmak, gerçekleri çarpıtmak konusunda “elinden geleni ardına komadı”! 

 

26 Ocak mitingi de, bundan nasibini aldı tabii...
 

Bugün de, 31 yıldır olduğu gibi, Takım ve “resmi ideoloji” 26 Ocak’ı yok, kendilerini haklı saymak/göstermek için “efsane”ler üretmeye devam ediyorlar.

Kısacası “hain”liğimiz devam ediyor hâlâ...
İ.Onsunoğlu, “... efsane, sanıldığı gibi öyle çok masum bir şey, bir halk yaratısı değildir her zaman. Genellikle egemen olan grubun ve dönemin erkinin maksatlarına göre biçimlenir. Efsanenin bilimsel versiyonu kabul edilen tarih de öyle değil midir?” diyor...

Öyledir...
Tabii, bizim pek meşhur bir deyimimiz de var: “Yalancının mumu, yatsıya kadar yanar!..”
Haklılığımızı, kavgamızı, 31 yıl sonra da olsa, anlayıp-benimseyen herkese candan teşekkür ediyor, sloganımızı tekrarlayarak bitiriyoruz: 26 Ocak olmasaydı, ölene kadar bekleseniz 29 Ocak olmayacaktı!.. 
29 Ocak’ın anası, 26 Ocak mitingidir!..
Derleyen: MuÇo
Dipnotlar:
1,2 ve 6: İbram Onsunoğlu, “29 Ocağın anası 26 OCAK MİTİNGİDİR”, Azınlıkça, s.6, Ocak 2005
3 ve 4: İbram Onsunoğlu, “Tamamlarken, 26 OCAK –numara 2-”, Azınlıkça, s.7, Şubat 2005
5: Abdülhalim Dede, “Stalin zihniyeti ile 26 ve 29 Ocak”, Azınlıkça, s.19, Şubat 2006

Batı Trakya Azınlık 26 Ocak Abdülhalim Dede Tarihte Bugün
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
HAVA DURUMU - Ο ΚΑΙΡΟΣ ΣΗΜΕΡΑ 21/11/2019
HAVA DURUMU - Ο ΚΑΙΡΟΣ ΣΗΜΕΡΑ 21/11/2019
Yunanistan AB'de işsizlikte birinciliği korudu
Yunanistan AB'de işsizlikte birinciliği korudu