Bilim insanları Akdeniz’i iklim değişikliğinin “sıcak noktası” ilan etti; ısınan sular saldırgan yeni istilacı türler getiriyor.
Atalarımızın bildiği Akdeniz artık yok.
Bilim insanları, başta petrol, kömür ve gaz yakımıyla ortaya çıkan iklim değişikliğinin Akdeniz’i ısıttığını, denize yüzlerce yeni ve istilacı balık türü getirdiğini ve bunların yerli türleri kırıp geçirdiğini söylüyor.
Biyolojik çeşitlilik azaldıkça, kıyı toplulukları kuşaklar boyunca sürdürdükleri geçim biçimlerini devam ettirmekte zorlanacak.
“Dedelerimizin, büyüklerimizin ve antik Yunan’ın Akdenizi sonsuza dek kayboldu. Bu değişimlerin çoğu geri döndürülemez,” diyor İtalya Ulusal Araştırma Konseyi’nin Deniz Biyolojik Kaynakları ve Biyoteknoloji Enstitüsü’nde görev yapan deniz biyoloğu Ernesto Azzuro.
Akdeniz havzasında sıcaklık dağılamıyor
Bilim insanları Akdeniz’i, sularının 2100’e kadar 2 ila 6 derece ısınmasının beklendiği bir iklim değişikliği “sıcak noktası” olarak tanımlıyor. Bağımsız bir bilim insanları ağı olan Akdeniz İklim ve Çevresel Değişim Uzmanları’na göre sıcak hava dalgaları daha sık ve daha şiddetli hale gelecek.
Avrupa-Akdeniz İklim Değişikliği Merkezi’nde okyanus bilimci olarak çalışan Ronan McAdam, ısınmada temel faktörlerden birinin, Akdeniz’in kapalı bir havza olması ve ısının okyanusların enginliğinde olduğu gibi dağılmaması olduğunu söylüyor.
Azzuro’ya göre ısınan sular, benekli kirpi balığı gibi istilacı türler için iştah açıcı bir yuva haline geldi; obur bir yırtıcı olan bu tür, “en kötü istilacı” olarak anılıyor.
Bu türler, Akdeniz’e Süveyş Kanalı’ndan girdikten sonra şimdi Fransa ve İspanya kıyılarına doğru ilerliyor.
BM Gıda ve Tarım Örgütü’nün Akdeniz için Genel Balıkçılık Komisyonu, bu tür istilacı türlerin onlarca yıldır bölgede bulunduğunu, ancak yayılışlarının 2000’lerin başından sonra hızlandığını ve bunun yükselen deniz sıcaklıkları ile çakıştığını belirtiyor. Örneğin aslan balığı, Doğu Akdeniz’de ilk kez 2012’de kayda geçti ve hızla batıya doğru yayıldı.
“Akdeniz daha da yoksullaşacak, tür sayısı daha da azalacak; çünkü iklim değişikliğiAkdeniz’in bu bölümünü, özellikle de doğu kesimini yerli türler için gerçekten yaşanmaz hale getiriyor,” diyor Azzuro.
Süveyş Kanalı’na yakınlığı nedeniyle bu istilacı balıkların etkisini ilk hisseden ülke Kıbrıs oldu. Aslan balığı, müşterilerin sevdiği yerel türlerin hızla azalmasını kaygıyla izleyen balıkçıların büyük üzüntüsüne yol açarak, kırmızı barbunya gibi yerli stokların yerini aldı.
Bir de deniz dibindeki yosunları silip süpürerek çok sayıda yerli türün yaşam alanını yok edebilen çoban balıkları var.
“Ne yapılması gerektiğini biliyoruz. fosil [yakıtların] kullanımını azaltmamız gerekiyor,” diyor İtalya Çevre Koruma ve Araştırma Yüksek Enstitüsü’nde çalışan zoolog Piero Genovesi Papik. “Ama bu, insanlık için kesinlikle acil bir mesele ve hepimiz çözümleri biliyoruz; elbette bunlar küresel ve ortak bir vizyon gerektiriyor.”
Yaklaşık 1.000 istilacı tür tespit edildi
Azzuro, Akdeniz’de yaklaşık 1.000 istilacı türün belirlendiğini, bunların 800’ünün kalıcı olarak yerleşmiş durumda olduğunu söylüyor.
Değişim çarpıcı boyutta. Azzuro, Doğu Akdeniz’in sığ kesimlerinde yumuşakça popülasyonunun yüzde 93’ünün yok olduğunu belirtiyor. Bir zamanlar midyelerle dolup taşan Adriyatik kıyılarında, deniz sıcaklığının zaman zaman 30 dereceyi aşması nedeniyle neredeyse tüm midyeler öldü.
Kuzeyde Venedik’ten güneyde Bari’ye kadar, “yok oluş gerçekten çarpıcıydı,” diyor. “Bu farklı iklim koşullarında hayatta kalabilecek popülasyonlar bulamazsak, en azından Adriyatik’te midyeleri pek parlak bir gelecek beklemiyor.”
Azzuro, enstitüsünün birkaç yıl önce bir ortağıyla birlikte istilacı türlerin insan sağlığına yönelik tehlikeleri konusunda farkındalık yaratmak için “Şu dört türden sakının” adlı bir kampanya başlattığını anlatıyor.
Örneğin kirpi balığı zehirli ve insanlar tarafından tüketildiğinde ölümcül olabiliyor. Aslan balığının zehirli dikenleri ise temas eden kişilere ciddi zarar verebiliyor.
Uzmanlara göre istilacı türlerin yayılışını geri çevirmek mümkün değil
Bilim insanları, kıyı topluluklarının bu durumla nasıl başa çıkabileceğini tartışıyor. Bir yöntem, yenilebilir istilacı türleri ticari ürüne dönüştürmek. Bir diğeri ise kirpi balığı gibi yenilemeyen türleri yakalayıp yakmaları için balıkçılara ödeme yapmak.
Azzuro’ya göre aslan balığı gibi bazı türler, “özellikle bazı ülkelerde çok yüksek fiyatlardan satıldıkları için açık bir ekonomik fayda sağlıyor.” Ancak balıkçılar, İtalyan sularında popülasyonu belirgin biçimde artan istilacı karakulak balığını değerlendirmiş değil.
Zoolog Papik, Akdeniz’de istilacı türlerin yayılışını tersine çevirmek için artık “çok geç” olduğunu, ancak etkilerini hafifletmeye yönelik uygulanabilir yöntemler bulunduğunu söylüyor.
İlk adım, bu türleri taşıyabilecek gelen gemilerin içindeki balast sularının arıtılmasını ulusal makamlara zorunlu kılan bir uluslararası anlaşmanın etkin biçimde uygulanmasıyla, daha fazla göç etmelerini engellemek.
“Bu, teknik olarak yapılabilir bir uygulama ve yeni... yabancı türlerin sayısını yüzde 95 ila 99 oranında azaltabilir,” diyor. Bir başka yöntem de, istenmeyen misafirlerin gemi gövdelerine tutunmasını engelleyen özel boyalar kullanmak.
Papik ayrıca, yerli türlerin bir kısmını yeniden toparlayabilmesine imkan tanıyacak şekilde balıkçılık politikalarının da değiştirilmekte olduğunu, örneğin yabancı mavi yengece karşı daha dayanıklı yumuşakçaların yetiştirildiğini söylüyor.
“Önümüzdeki yıllarda asıl meydan okumanın, çevreyi onarmanın yeni yollarını bulmak olacağını düşünüyorum,” diyor Papik.
euronews















