GÜNCEL
Giriş Tarihi : 06-03-2026 11:18

Deniz seviyesi sanılandan yüksek: milyonlarca kişi sel riski altında

Deniz seviyesi sanılandan yüksek: milyonlarca kişi sel riski altında

Yeni bir araştırma, deniz seviyesindeki yükselişin nasıl ölçüldüğüne ilişkin hesaplamalarda önemli bir 'yöntemsel kör nokta' bulunduğunu ortaya koyuyor.

İklim değişikliğinin tetiklediği deniz seviyesindeki yükselme, bilim insanları ve kamu planlamacılarının başlangıçta öngördüğünden onlarca milyon daha fazla insanı tehdit ediyor olabilir. 4 Mart’ta yayımlanan yeni bir çalışma, kıyı sularının halihazırda ne kadar yüksek olduğuna ilişkin hatalı araştırma varsayımlarını ortaya koyuyor.

Araştırmacılar yüzlerce bilimsel çalışmayı ve tehlike değerlendirmesini inceleyerek bunların yaklaşık yüzde 90’ının, Nature dergisinde yayımlanan çalışmaya (kaynak İngilizce) göre, kıyı sularının başlangıç seviyesini ortalama 30 santimetre eksik hesapladığını tespit etti. Bu sorun Küresel Güney’de, Pasifik’te ve Güneydoğu Asya’da çok daha yaygın, Avrupa’da ve Atlas kıyılarında ise nispeten daha az görülüyor.

Nedeni, deniz ve kara yüksekliklerinin ölçülme biçimleri arasındaki uyumsuzluk, diyor çalışmanın ortak yazarı ve Hollanda’daki Wageningen Üniversitesi & Research’te hidrojeoloji profesörü olan Philip Minderhoud.

 

Kıyı su seviyelerinin ölçümünde 'yöntemsel kör nokta'

Minderhoud bunun “yöntemsel bir kör nokta” olduğunu söylüyor. Her ölçüm yöntemi kendi alanını doğru biçimde ele alıyor, diye ekliyor. Ancak denizle karanın buluştuğu yerde, uydular ve kara temelli modeller kullanıldığında çoğu zaman hesaba katılmayan pek çok etken devreye giriyor.

Deniz seviyesindeki yükselmenin etkilerini hesaplayan çalışmalar genellikle “gerçekte ölçülmüş deniz seviyesine bakmıyor, bunun yerine sıfır metre” değerini başlangıç noktası olarak alıyor, diyor İtalya’daki Padova Üniversitesi’nden başyazar Katharina Seeger. Minderhoud’a göre Hint-Pasifik’in bazı bölgelerinde bu değer neredeyse bir metreye denk geliyor.

Bunu basitçe şöyle açıklıyorlar: Pek çok çalışma, dalga ve akıntı yokmuş gibi bir deniz seviyesi varsayıyor; oysa suyun kıyıyla buluştuğu noktada gerçeklik, rüzgar, gelgitler, akıntılar, değişen sıcaklıklar ve El Niño gibi olaylarla sürekli dalgalanan okyanuslar.

Kıyı yüksekliği için daha doğru bir başlangıç seviyesi kullanmak, deniz seviyesi yüzyılın sonuna kadar bazı çalışmaların öngördüğü gibi 1 metreden biraz fazla yükselirse, suların yüzde 37’ye varan oranda daha fazla alanı basabileceği ve 77 milyon ila 132 milyon arasında ek insanın risk altına girebileceği anlamına geliyor, deniyor çalışmada.

Bu da ısınan bir dünyanın etkilerini planlama ve bunların maliyetini karşılama konusunda ciddi sorunlar doğurabilir.

 

Yükselen deniz seviyesi insanları riske atıyor

“Burada, şiddetli taşkınlara maruz kalma riskinin sanılandan çok daha yüksek olduğu çok sayıda insan var” diyor Almanya’daki Potsdam İklim Etkileri Araştırma Enstitüsü’nden, çalışmada yer almayan iklim bilimci Anders Levermann. Ve çalışmanın en büyük farklılığı saptadığı Güneydoğu Asya’da, halihazırda deniz seviyesinin yükselmesi nedeniyle tehdit altında olan en kalabalık nüfus yaşıyor, diye ekliyor.

Minderhoud, söz konusu bölgedeki ada ülkelerini, bu uyumsuzluğun gerçek hayattaki karşılığının en net hissedildiği yerler olarak gösteriyor.

17 yaşındaki iklim aktivisti Vepaiamele Trief için bu öngörüler soyut rakamlardan ibaret değil. Güney Pasifik’teki Vanuatu takımadalarındaki ada evinde, kendi kısa ömrü içinde kıyı çizgisi gözle görülür biçimde geriledi; plajlar aşındı, kıyı ağaçları söküldü ve bazı evler bugün yüksek gelgit sırasında denize neredeyse bir metre mesafede.

Büyükannesinin yaşadığı Ambae Adası’nda ise, havalimanından köyüne uzanan kıyı yolu, ilerleyen su nedeniyle iç kesimlere taşındı. Mezarlar sular altında kaldı ve bütün bir yaşam biçimi tehdit altında hissediliyor.

“Bu çalışmalar sadece kâğıt üzerindeki kelimeler değil. Sadece rakam da değiller. Bunlar insanların gerçek geçim kaynakları” diyor. “Kıyı topluluklarımızın yerine kendinizi koyun; deniz seviyesinin yükselmesi ve iklim değişikliği yüzünden hayatları kökten altüst olacak.”

 

Başlangıç noktasına dikkat etmek

Bu yeni çalışma esasen sahadaki gerçek durumu ortaya koymaya odaklanıyor.

Seeger ve Minderhoud’a göre, genel olarak denizler ya da kara için doğru olabilecek hesaplamalar, suyla karanın kesiştiği o kritik noktada tam olarak gerçeği yansıtmıyor. Bu durum özellikle Pasifik’te geçerli.

“Bir kara parçasının sudan ne kadar yüksek olduğunu anlamak için hem kara yüksekliğini hem de su seviyesini bilmeniz gerekir. Bu makalenin ortaya koyduğu ise, çalışmaların büyük çoğunluğunun arazi yükseklik verisindeki sıfır noktasını su seviyesi olarak varsayması. Oysa gerçekte öyle değil” diyor, deniz seviyesindeki yükselme konusunda uzman olan ve Climate Central’ın CEO’luğunu yürüten Ben Strauss. Yeni makaleye göre, onun 2019 tarihli çalışması (kaynak İngilizce) bu konuda doğru yaklaşan az sayıdaki örnekten biri.

Araştırmada yer almayan Strauss, “İnsanların yanıldığı nokta yalnızca yola çıktıkları başlangıç seviyesi” diye ekliyor.

Bazı bilim insanlarına göre tablo o kadar da kötü değil

Dışarıdan bazı bilim insanları ise Minderhoud ve Seeger’in sorunu olduğundan fazla büyüttüğünü düşünüyor.

“Etkilerle ilgili çalışmalar açısından sonuçları biraz abarttıklarını düşünüyorum; sorun aslında iyi anlaşıldı, her ne kadar ele alınış biçimi geliştirilmeye açık olsa da” diyor Fransa jeolojik araştırma kurumu bünyesinden bilim insanı Gonéri Le Cozannet. Rutgers Üniversitesi’nden deniz seviyesi uzmanı Robert Kopp ise, çoğu yerel planlamacının kendi kıyı sorunlarını bildiğini ve buna göre hareket ettiğini söylüyor.

Minderhoud, bunun büyük risk altındaki bölgelerden Vietnam için de geçerli olduğunu belirtiyor. Yetkililerin yükseklik konusunda oldukça doğru bir algıya sahip olduğunu ifade ediyor.

Bu bulgular, okyanusun ne kadar karbon soğurduğunu anlamada büyük boşluklar bulunduğu uyarısını yapan yeni bir UNESCO raporuyla aynı döneme denk geldi. Rapora göre modeller, bu karbon yutağının büyüklüğünü tahmin ederken yüzde 10 ila 20 oranında farklılık gösteriyor ve bu da onlara dayanan küresel iklim projeksiyonlarının doğruluğuna dair soru işaretleri yaratıyor.

Birlikte ele alındığında bu çalışmalar, hükümetlerin okyanusun nasıl değiştiğine dair eksik bir tabloyla kıyı ve iklim risklerine yönelik planlama yapıyor olabileceğine işaret ediyor.

Save the Children Vanuatu’da iklim savunuculuğu yapan Thompson Natuoivi, “Okyanus yaklaştığında, sadece eskiden keyfini çıkardığımız toprakları almıyor” diyor.

“Deniz seviyesindeki yükselme yalnızca kıyı şeridimizi değil, hayatlarımızı da değiştiriyor. Gelecekten değil, şu andan söz ediyoruz.”

euronews

AdminAdmin