DÜNYA
Giriş Tarihi : 23-09-2026 18:24

Türkiye, Katar ve Ürdün'den Tahran ile diyalog ve İsrail'e karşı uluslararası baskı çağrısı

Türkiye, Katar ve Ürdün'den Tahran ile diyalog ve İsrail'e karşı uluslararası baskı çağrısı

Türkiye, Katar ve Ürdün liderleri, BM Genel Kurulu'nda, Tahran’la diyalog ve İsrail’e yönelik uluslararası baskının artırılması çağrısında bulundu.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda konuşan Türkiye, Katar ve Ürdün liderleri, Körfez bölgesinin geleceği için Tahran ile diyalog çağrısında bulunurken, İsrail'e yönelik uluslararası baskının artırılmasını yineledi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, BM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, Hürmüz Boğazı’ndan seyrüsefer serbestisinin korunması gerektiğini vurgulayarak, Türkiye’nin Körfez’deki çatışmayı sona erdirmek için diğer ülkelerle birlikte çalıştığını belirtti.

Savaşın komşu ülkelere yayılmasının kimseye fayda sağlamayacağını dile getirdi.

Gazze konusunda Erdoğan, bölgeyi ‘çağımızın en insanlık dışı ve en utanç verici toplama kampı’ olarak tanımladı ve BM üyelerini İsrail üzerindeki baskıyı artırmaya çağırdı.

Erdoğan, Filistin’i tanımamış ülkeleri de tutumlarını gözden geçirmeye çağırdı. Konuşması sırasında İsrail heyeti salonu terk etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın Genel Kurul’a katılmamasını da eleştirdi. Abbas, ABD’nin üst üste ikinci kez vize vermemesi nedeniyle New York’a gidemedi.

Erdoğan, kararları 190’dan fazla ülkeyi etkileyen bir organın beş daimi üyenin vetosuna bağlı olmaması gerektiğini savunarak BM Güvenlik Konseyi’nde reform talebini yineledi.

Ünlü sloganını tekrarlayan Erdoğan, ‘dünya beşten büyüktür’ diyerek uluslararası hukukun güçlü ve zayıf ülkelere farklı uygulanmaması gerektiğini vurguladı.

Katar: Körfez Bölgesi yakın tarihinin en tehlikeli dönemlerinden biri

Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad Al Sani, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na Körfez bölgesinin yakın tarihinin ‘en tehlikeli dönemlerinden birinden’ geçtiğini ve İran’la savaşın, yıllar boyunca diplomatik çözümleri ertelemenin birikmiş sonucu olduğunu söyledi.

Salı günü New York’taki BM merkezinde yaptığı konuşmada Şeyh Temim, ulusal egemenlik, iç işlerine karışmama ve uyuşmazlıkların barışçıl yollarla çözümü ilkelerine dayanan ‘bölgesel bir ortak güvenlik sistemi’ çağrısında bulundu.

Böyle bir sistem kurulmuş olsaydı bugün yaşanan İran savaşının önlenebileceğini belirten emîr, bunun yokluğunda hayati tesislerin hedef alınabileceği ve önemli deniz geçitlerinin kapatılabileceği uyarısında bulundu.

Şeyh Temim, Tahran’la yapılacak kalıcı bir anlaşmanın İran dâhil tüm bölgeyi güvence altına alması gerektiğini söyledi.

‘Hem mümkün hem de gerçekçi olduğuna inandığımız barışçıl bir diplomatik çözüm fırsatı heba edilmemelidir,’ diye ekledi.

Katar’ın ‘güvenilir bir arabulucu’ olduğunu vurgulayan Şeyh Temim, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması çağrısında bulundu ve Körfez ülkelerinin kendilerine ait olmayan bir savaşa sürüklendiği uyarısını yaptı.

Katar emiri, ‘Körfez’deki krizin, savaşı önlemek amacıyla deniz ticaretine açılacak Hürmüz Boğazı üzerinden yürütülecek diplomasiyle çözülebileceğine inanmaya devam ediyoruz’ dedi.

Katar’ın, ‘bölgedeki çatışmayı diplomatik yollarla çözmek için elimizden gelen her şeyi yaptığını’ da sözlerine ekledi.

Gazze’ye değinen Şeyh Temim, orada yaşananları ‘kelimenin tam anlamıyla bir soykırım’ olarak nitelendirdi.

‘Filistin bu dramı yaşarken adil bir uluslararası düzenden söz edilemez’ diyen emîr, yıkımın boyutunun uluslararası tepkiyle örtüşmediğini kaydetti.

İsrail’in ateşkesi tam olarak uygulaması, askeri operasyonları durdurması, Gazze’den çekilmesi, ablukayı kaldırması ve insani yardımın koşulsuz girişine izin vermesi çağrısında bulundu.

Emir, İsrail’in Suriye ve Lübnan’daki eylemlerini de eleştirerek, uluslararası tepkinin, uluslararası hukukun herkese eşit uygulanıp uygulanmadığını göstereceğini söyledi.

Ürdün: Uluslararası kayıtsızlık bir tercih

Ürdün Kralı 2. Abdullah, İsrail’e yönelik uluslararası tepkiyi, diğer çatışmalarda kullanılan yaptırımlar, mal varlığı dondurmaları, ambargolar ve diplomatik yalnızlaştırmayla karşılaştırdı.

İsrail söz konusu olduğunda kararların defalarca kâğıt üzerinde kaldığını söyledi.

Uygulamaya geçmeme halini siyasi bir ‘tercih’ olarak nitelendiren Kral Abdullah, sorunun mevcut araçların eksikliğinden kaynaklanmadığını vurguladı.

Haşimi Krallığı’nın hükümdarı, İsrail’i topraklara el koymak, yerleşimleri genişletmek ve işgal altındaki Batı Şeria’da Filistinlilere yönelik yerleşimci şiddetine göz yummakla suçladı, zorla yerinden etmenin savaş suçu teşkil ettiğini söyledi.

Gazze ile işgal altındaki Batı Şeria’yı, yaşanabilir bir Filistin devletini imkânsız kılmaya yönelik çabanın iki parçası olarak tanımladı.

Kral 2. Abdullah, İsrail-Filistin çatışmasının nedenleriyle yüzleşmek yerine krizi yönetmeye odaklanılan onlarca yılın, geçici önlemleri kalıcı politikaya dönüştürdüğünü belirtti.

Ayrıca İsrail’in güney Suriye’de, su kaynakları çevresindeki topraklarını genişletmesi de dahil olmak üzere attığı adımların, Ürdün’ün kuzey sınırı ve su güvenliği için doğrudan tehdit oluşturduğunu söyledi.

İran’la ilgili olarak Kral 2. Abdullah, savaşın ticaret ve yatırımı sekteye uğrattığını, dünya genelinde enerji ve gıda faturalarını kabarttığını ifade etti.

euronews

AdminAdmin