Avrupa'nın ilk iklim göçmenleri, aşırı hava korkusuyla yaşamaya mahkûm kaldı

Avrupa - 02-05-2026 11:21

“Fırtınadan sonra herkes delirdi. Bu, kolektif bir TSSB hali,” diyor yerinden edilme riskiyle karşı karşıya olan bir Yunan köylü.

Hayatının en kötü gecesinden hafızasına kazınan tek bir görüntü varsa, bu oğlunun gözlerindeki çaresizlik. “Şimdi ne olacak baba? Her şeyimizi kaybettik” diye ağlayarak sormuştu.

Dokuz saat boyunca tırlarının üzerine çıkmış halde, yükselen sel sularının ayaklarına tehlikeli biçimde yaklaşmasını izlediler ve ancak sonra kurtarıldılar. Eylül 2023’te orta Yunanistan’ı vuran Daniel Fırtınası, memleketleri Palamas’ı harabeye çevirdi; geride çamur, enkaz, ölmüş büyükbaş hayvanlar ve paramparça hayatların kaotik bir karışımını bıraktı.

Giatropoulos sonunda ailesiyle birlikte evleri daha yüksek bir noktada bulunan bir köye taşındı. Geri dönmek akla bile gelmiyor. “Her yağmur damlasında o korku duygusunu yeniden yaşamak istemiyorum. Aylarca yeniden sel basacak diye korktuk. Hatta bir psikoloğa gitmeyi bile düşündüm” diye anlatıyor.

Yine de kendilerini şanslı görüyor; çünkü yakınlarda kısa sürede yeni bir ev bulabilmişler. Palamaslı birçok kişi ise, diyor, daha iyi bir yaşam ve daha kuru topraklar bulmak için yakın kentlere, Atina’ya ya da hatta yurtdışına taşınmak zorunda kaldı.

Yüz binlerce Avrupalı aşırı hava olayları nedeniyle yerinden edildi

Giotopoulos, giderek büyüyen bir Avrupalı grubuna, kıtanın ilk iklim göçmenlerine dahil. Ulusal sınırlar içindeki yerinden edilme artık sadece teorik bir tartışma konusu değil; fırtınalar, seller, orman yangınları ve kuraklıklar daha fazla insanı etkiliyor.

Cenevre merkezli STK Internal Displacement Monitoring Centre (IDMC) (kaynak İngilizce), 2008 ile 2023 yılları arasında AB’de yaklaşık 413 bin kişinin yerinden olduğunu (kaynak İngilizce) tahmin ediyor. Şimdilik en kötü yıl 2023; 200 binden fazla Avrupalı, çoğunlukla orman yangınları ve fırtınalar nedeniyle ülke içinde yerinden edildi.

Ancak etkilenenler için yaşananlar ülkeden ülkeye çok farklılık gösteriyor.

 

Almanya yıkıcı orman yangınları ve sellerle karşı karşıya

Almanya’da insanların en çok endişelendiği aşırı hava olayı türü, yaşadıkları bölgeye göre değişiyor.

Kuzeydoğuda artan kuraklık eğilimi, orman yangınlarını daha sık ve daha şiddetli hale getirdi. Geçen yıl, yanan alan bakımından Almanya’nın kayıtlara geçen en kötü orman yangını yılı oldu. Bu bölgedeki çoğu insan evlerine kadar uzanan bir yangından korkmak zorunda olmasa da bazı çiftçiler azalan yağışların etkisini şimdiden hissetmeye başladı.

Buna karşılık, Almanya’nın güney ve batısının büyük bölümünde en acil tehlike, suyun azlığından değil, bir anda çok fazla yağmasından kaynaklanıyor.

IDMC, 2008-2024 döneminde Almanya’da 84 bin iç yerinden edilme vakası kaydetti. Bunların büyük çoğunluğuna (78 bin) seller neden oldu.

2021’deki yıkıcı Ahr Vadisi sel felaketi, 134 kişinin hayatını kaybettiği ve yaklaşık 40 bin kişinin etkilendiği, Almanya’nın yakın tarihindeki en ağır doğal afetlerden biri olarak öne çıkıyor.

Felaket müdahalesinde Kızılhaç’ın AB Sivil Koruma ve Kaynak Yönetimi Birimi başkan yardımcısı olarak görev alan Martin von Langenthal, bu olayda en az 3 bin 500 kişinin geçici de olsa yerinden edildiğini, evlerinin ciddi onarım ya da yeniden inşa gerektirdiğini tahmin ediyor.

İlk andaki fiziki yıkımın ötesinde, hayatta kalanlar uzun vadeli kaynak sıkıntılarıyla, yıkılan köprüler ve atık su tesisleri dahil hasarlı altyapıyla ve temel sağlık hizmetleri, doktorlar ile reçeteli ilaçların ciddi biçimde yetersizliğiyle yaşamak zorunda kaldı.

“Evlerine oldukça kısa sürede geri dönebilen çok sayıda insan vardı, ama büyük bir grup da evleri tamamen yok olduğu ya da girilemeyecek kadar hasar gördüğü için artık orada yaşayamaz hale geldi” diyor Langenthal. “Bu insanlar için başlangıçta kısa süreli barınma amacıyla konteyner evler ve adeta mülteci barınakları kuruldu, ancak bu konteynerler iki yıldan uzun süre kullanılmaya devam etti.”

Selin vurduğu Yunan köyü ikiye bölündü

Akdeniz’deki konumu nedeniyle Yunanistan, iklimle bağlantılı afetlere özellikle açık. IDMC’nin tahminlerine göre Yunanistan’da (kaynak İngilizce) 2008’den bu yana, çoğu orman yangınları, fırtınalar ve seller nedeniyle olmak üzere yaklaşık 300 bin kişi yerinden edildi.

Buna örnek, orta Yunanistan’daki Tesalya bölgesinde yer alan Vlochos köyü. Bölgenin en alçak noktasına kurulu köy, uzun süredir sel baskınlarına açık. Köyün bazı kesimlerini harap eden 1953 ve 1994 sellerini, daha yaşlı sakinler hâlâ ürkerek hatırlıyor.

Ancak Daniel Fırtınası 2023’te vurduğunda, yıkımın boyutu eşi benzeri görülmemişti. Pek çok evde su seviyesi iki metreye kadar yükseldi; tüm eşyalar tahrip oldu ve evler yaşanmaz hale geldi.

Fırtınanın ardından geçen ilk haftalarda bir dayanışma duygusu hakimdi. Gençler yaşlılara yardım etti, aileler sahip oldukları kıt kaynakları birbirleriyle paylaştı diye hatırlıyor köyün muhtarı Vassilis Kalogiannis; sesinde hem gurur hem hüzün var.

Ancak felaketin boyutu ortaya çıktıkça, topluluğun gelecekteki felaketleri önlemek için daha yüksek bir yere taşınmasının en iyi çözüm olabileceği anlaşıldı ve bu birlik hissi hızla dağıldı. Hükümet, köy halkının net çoğunluğu kabul ederse böyle bir taşınma seçeneği sunuyor.

 

‘Nereye gidelim? Burası bizim evimiz’

Yakındaki Metamorphosis köyünde hanelerin yaklaşık yüzde 95’i, kısmen köyün son dönemde birkaç kez sular altında kalması nedeniyle, düzenlenen bir referandumda taşınma lehine oy kullandı.

“Çoğu insan gitmek için sabırsız; suyun çatılara kadar çıktığını gördüler. Yağmur yağdığında gerçek bir tehlike olmasa bile birçok kişi köyden ayrılıyor” diyor Metamorphosis muhtarı Petros Kontogiannis.

Çok az kilometre ötedeki Vlochos’ta ise durum farklı; halk ikiye bölünmüş durumda. Bu, iklim değişikliğinin yıkım yaratmaya devam etmesiyle Avrupa genelinde birçok topluluğun yüzleşmek zorunda kalacağı acı bir gerçek.

Tartışma giderek sertleşiyor; zaman zaman ciddi kavgalara, hatta fiziksel saldırılara dönüşüyor. İsminin açıklanmasını istemeyen bir köylü, “Herkes fırtınadan sonra çıldırdı. Bu, kolektif bir travma sonrası stres bozukluğu hali” diyor.

Herkes fırtınadan sonra çıldırdı. Bu, kolektif bir travma sonrası stres bozukluğu hali.

 Vlochos resident 

Birçok sakin başka köylere ya da şehirlere taşındı; ama Vlochos’u hâlâ evleri olarak görüyor ve köyün sel riskinin daha düşük olduğu bir yere taşınmasını istiyor. “Köyümüz yanlış yere kurulmuş. Tesalya’nın en alçak noktasında, bu yüzden 1953’ten bu yana defalarca risk altında kaldı” diyor artık yakın bir kasabada yaşayan Panagiotis Panagiotopolos. “Metamorphosis için taşınma kararı alındı, oysa orası Vlochos’tan iki metre daha yüksekte” diye ekliyor.

Ancak herkes taşınmanın çözüm olduğuna ikna olmuş değil. “Nereye gidelim? Burası bizim evimiz” diyor köyün yerinde kalmasını isteyen, eski polis memuru Apostolos Markis.

 

Kuzey Fransa sular altında

54 yaşındaki Vincent Maquignon, artık annesinin yüzünü bir daha göremeyecek. Ona ait elinde kalan son fotoğraflar, evini basan çamur selleriyle birlikte sürüklenip gitti. 2 Ocak 2024’te, iki oğlan çocuğu babası, evinden kurtarabileceği resmi evrakları ve alelacele toparladığı birkaç kişisel eşyayı almak için sadece birkaç saate sahipti.

Kuzey Fransa’daki Blendecques kasabasındaki bu evde 23 yıl yaşamıştı. “Bu ev ailemizin yolculuğunu simgeliyordu: ilk adımlar, ilk gözyaşları” diye acıyla anlatıyor. “Her şeyi bir anda geride bırakmak zorunda kaldık. Zemin katta 1,4 metre su vardı.”

Kasabasını su basan ilk sel bu değildi. Ancak her yıl koşullar daha da kötüleşti. Yüksek riskli taşkın bölgesi olarak sınıflandırılması, evini satmayı neredeyse imkansız hale getirdi. “Tuzak içindeydik” diye hatırlıyor.

O kış günü, kasabadan ayrılan insan sayısı neredeyse 800 Blendecques sakinine ulaştı.

Kendimizi yeniden güvende hissetmemiz bir yıldan fazla sürdü, ama yağmur yağar yağmaz insanlar huzursuz oluyor.

 Vincent Maquignon 

Blendecques sakini

“Biz Fransa’nın ilk iklim nedeniyle yerinden edilmiş insanlarıyız. Ailemle birlikte komşu bir kasabada daha yüksek bir noktadaki bir eve taşındık. Kendimizi yeniden güvende hissetmemiz bir yıldan fazla sürdü, ama yağmur yağar yağmaz insanlar huzursuz oluyor” diye anlatıyor Vincent.

Kuzey Fransa giderek daha ağır sellerle boğuşurken güney yanıyor, kıyı şeridi erozyona uğruyor ve Alp buzulları eriyor. Ülke genelinde belediyelerin çoğu en az bir büyük doğal riskle karşı karşıya.

Yakın tarihli bir Odoxa anketine (kaynak İngilizce) göre, Fransız nüfusunun yaklaşık dörtte biri, bulundukları belediyedeki iklim riskleri nedeniyle taşınmayı düşünebileceğini söylüyor. 2022’de çevresel felaketler nedeniyle yaklaşık 45 bin kişi yerinden oldu; bu da Fransa’yı Avrupa’da iklim değişikliğinden en çok etkilenen ülkelerden biri haline getiriyor. Artık tartışma, insanların taşınıp taşınmayacağından çok, yerinden edilmenin boyutuna odaklanıyor.

Hareket halinde bir kıta

İklim bilimcilerin ortaya koyduğu en kötü senaryolardan bazıları gerçekleşirse, 2050’ye gelindiğinde Avrupa’nın sanayi öncesi döneme kıyasla 2,5°C daha sıcak olması bekleniyor. Bu da güneyin daha uzun süreli kuraklıklar ve daha sık aşırı sıcak hava dalgalarıyla, orta ve batı Avrupa’nın ise daha şiddetli yağışlar ve daha yüksek sel riskiyle karşılaşacağı anlamına geliyor.

Yunanistan’da Giatropoulos ve Fransa’da Maquignon örneğinde olduğu gibi milyonlarca insan, iş bulmak, kamu hizmetlerine daha iyi erişmek ya da sadece daha güvenli bir ortamda yaşamak için ülkeleri içinde yer değiştirmek zorunda kalacak.

“Önümüzdeki yıllarda ülke içinde iklim göçmeni sayımız giderek artacak” diyor Yunanistan Ulusal Sosyal Araştırmalar Merkezi’nde demograf olan Pavlos Baltas. “İnsanlar bir yerde yaşayamaz hale gelirse, taşınırlar.”

euronews

Günün Diğer Haberleri