Kendimize gülmek neden her zaman iyi bir fikir değil?

GÜNCEL - 08-09-2026 12:21

Bazı çocuklar neden okulda dışlanıyor?

1990'larda psikologlar, bazı çocukların neden akranları tarafından dışlandığını araştırmaya koyuldu.

İki temel tip buldular. Dışlanan çocukların bir kısmı zorba ve saldırgandı. Kalan kısmı ise ürkekti ve boyun eğiyordu. Her iki grubun da ortak bir özelliği vardı: şaka kaldıramamak.

İlk grup şakalara öfke veya şiddetle karşılık verirken, ikinci grup incinmiş hissedip içine kapanıyordu. Her iki grup da hedeflenen mizahı bir hakaret, yani asla iyi niyetle yapılmış olamayacak bir şey olarak algılıyordu. Öte yandan, sosyal açıdan daha özgüvenli çocuklar şakaları ya önemsemiyor ya da bunlara gülüp geçiyordu.

Kendimize gülebilmemizin, erken yaşlardan itibaren önemli sonuçları olabiliyor.

Araştırmalar, hayata karşı daha neşeli ve mizah dolu bir bakış açısına sahip olmanın ruh sağlığı, ilişkiler ve genel yaşam beklentileri açısından daha yararlı olduğunu gösteriyor.

Yine de, özellikle kişinin kendisine gülmesinin iyi bir fikir olup olmadığı konusundaki görüşler uzun zamandır ikiye bölünmüş durumda.

Fakat artık araştırmacılar, kendimizle dalga geçebilmenin gerçekte ne anlama geldiğini ve bunun ne zaman ve nasıl faydalı olabileceğini sonunda anlamaya başladılar.

Tartışmalı bir konu

İnsanın kendine gülmesi gerçekten mümkün mü?

Platon buna pek ihtimal vermiyordu. Antik Yunan filozofu, mizahın başkalarına karşı hissedilen üstünlükten kaynaklandığını düşünüyordu; özellikle de gerçekte olduklarından daha yakışıklı ya da daha bilge olduklarına kendilerini inandıran kişilere karşı duyulan üstünlük hissinden.

Aradan geçen yaklaşık bin yıldan sonra, 1651'de, İngiliz filozof Thomas Hobbes da büyük ölçüde aynı görüşü savunuyordu. Ancak bir istisnayla.

Ona göre insanlar zaman zaman geçmişteki bir budalalıkları üzerine düşünürken, kendilerine de gülebiliyorlardı. Tabii ki bu durum, o hareketi yaptıktan sonra arada geçen sürede ne kadar olgunlaştıklarına ve hayata dair ne kadar çok şey öğrendiklerine bağlıydı.

Zamanla filozoflar, her tür mizahın altında kötü niyet yatmadığını kabul etmeye başladılar. Örneğin 18. yüzyılda ortaya atılan ve büyük ilgi gören "uyumsuzluk kuramı", gülme hissinin genellikle sosyal normların beklenmedik bir şekilde ihlal edilmesinden kaynaklandığını söylüyordu.

Yine de, insanların gerçekten kendilerine gülüp gülemeyecekleri konusu yakın zamana kadar tartışmalı bir mesele olarak kaldı.

Son 50 yılda yapılan mizah araştırmalarının çoğu, insanlara kendilerine gülüp gülemediklerinin sorulmasına ve verdikleri yanıtların doğru kabul edilmesine dayanıyor.

Ancak tıpkı insanların doktor formlarında beyan ettikleri haftalık alkol tüketimi miktarlarında olduğu gibi, bu bildirimlerin de biraz "olanı" değil, "olması istenen durumu" yansıtma ihtimali var. Belki de insanlar, iddia ettikleri kadar hoşgörülü ve kendine gülmeyi bilen bireyler değiller.

Ancak 2011 yılında Avrupalı ​​araştırmacılar, bu yeteneği deneysel bir düzenek kullanarak test ettiler.

Denekleri laboratuvara davet edip yüzlerini gizlice kaydettiler. Denekler daha sonra tekrar geldiklerinde, kendilerine yüzlerinin çarpıtılmış, lunapark aynalarındakine benzer görüntüleri gösterildi ve tepkileri kaydedildi. Herkes bu durumdan eğlenmese de, görüntüyle beklenmedik bir şekilde karşılaşanların %80'i en azından gülümsedi, %40'ı ise durumdan büyük bir keyif alarak kahkaha attı.

İngiltere'deki Plymouth Üniversitesi'nden psikoloji alanında öğretim görevlisi ve mizah üzerine araştırmalar yürüten Sonja Heintz, "Artık bilim dünyasında, insanın kendine gülebilmesinin mümkün olduğu ve bunun aslında pek çok fayda sağladığı konusunda görüş birliği oluşmuş durumda" diyor.

Gelotofoblar

Amerikalı mizah araştırmacısı Paul McGhee, 2010'da, kişinin kendine gülebilmesinin, ustalaşılması en zor mizah türlerinden biri olduğunu öne sürdü.

McGhee'nin (Platon gibi "kronik ciddiyet"ten muzdarip olanları hedefleyen) yedi aşamalı mizah programında, kendine gülmeyi öğrenmek sondan bir önceki adımdı. Zorluk derecesi bakımından bu aşamanın önünde yer alan tek şey "stresli durumlarda mizah" bulabilmekti.

McGhee, kendine gülmeyi diğer mizah türlerine açılan bir kapı ve daha neşeli bir yaşamın "temel bir bileşeni" olarak görüyordu.

Heintz durumu "Çünkü bir kişi kendini çok ciddiye alıyorsa, genel anlamda mizahla ilişki kurması zorlaşır" sözleriyle açıklıyor.

Bazı insanlar için kendisiyle dalga geçme becerisini kazanmak, diğerlerine kıyasla daha kolay.

İnsanların size gülmesinden gerçekten nefret ediyorsanız, kahkahaya karşı aşırı duyarlılık anlamına gelen "gelotofobi"ye sahip olabilirsiniz.

Almanya'daki Martin Luther Halle-Wittenberg Üniversitesi'nden psikoloji profesörü René Proyer "Bir kafede oturup arkadaşlarınızla şakalaşırken biri yanınıza gelip 'Neden bana güldünüz?' diye sorabilir" diyor. Gelotofobikler için, karşılarındaki kişinin yüzündeki bir gülümseme bile o kişinin kendilerini gülünç bulduğu anlamına gelebiliyor..

Bir kişinin neden gelotofobik hale geldiğini açıklayan tek bir faktör yok.

Fakat Proyer, çok katı ve cezaya dayalı bir ebeveynlik tarzının bir risk faktörü olduğunu belirtiyor.

Bir diğer risk faktörü ise, geçmişte insanların kendisine gülmesiyle ilgili yaşanan travmatik bir deneyim.

Proyer, "Örneğin okulda yaşanan ve haftalarca, aylarca, hatta yıllarca şakaların hedefi olduğunuz, gerçekten utanç verici bir durum" diyerek bunu örneklendiriyor.

Otizm de bir diğer risk faktörü olarak görülüyor.

Konunun kültürel bir boyutu da var gibi görünüyor. Doğu Asya ülkelerinde gelotofobi seviyeleri genellikle Batı ülkelerine kıyasla daha yüksek. Araştırmacılar bu durumu, kolektivist kültürlere mensup kişilerin dikkatleri üzerlerine çekecek şekilde öne çıkma veya bir başa çıkma mekanizması olarak mizaha başvurma eğilimlerinin daha düşük olmasıyla açıklıyor.

Bu kültürlerde, mizah işinin profesyonellere bırakılması gerektiğine inanılıyor. Örneğin Çin'de insanlar mizahı sıradan vatandaşlardan ziyade "uzmanlarla", yani komedyenlerle ilişkilendirme eğiliminde.

Kendileriyle alay edilmesini kaldıramayan çocuklar gibi, gelotofobikler de genellikle daha olumsuz psikolojik bir halle karşı karşıya. Bu özellik, daha kısa ortalama ömür beklentisi, arkadaşlıktan kaçınma eğilimi ve artan yalnızlık ve depresyon ile ilişkilendiriliyor..

Bunun zıttı özellik ise, başkaları tarafından kendisine gülünmesinden keyif alma durumu olan ve daha güçlü sosyal bağlarla ilişkilendirilen "gelotofili".

Bu halin kendini gösterdiği yollardan biri, kişinin kendisini ve dünyayı ciddiye almayıp, daha hafif bir bakış açısıyla ele alma eğilimi "oyunculuk" (veya şakacılık) özelliği

Proyer, "Oyunculuk yönü güçlü insanlar, gündelik durumları eğlenceli, zihinsel açıdan uyarıcı veya kişisel olarak ilgi çekici deneyimler olarak görecek şekilde çerçeveleyebilir ya da yeniden yorumlayabilirler" diyor.

"Oyunculuk yönü çok kuvvetli bir kişi, sıkıcı bir işi veya evdeki bir angaryayı ele alıp, onu bir nebze olsun eğlenceli kılacak bir bakış açısıyla yeniden değerlendirebilir."

Araştırmalar, oyunculuğun daha yüksek özsaygı ve ilişki memnuniyetinin bir göstergesi olduğunu ortaya koyuyor.

Çoğu uzman, mizahın ilişkilerimiz için yararlı olduğu konusunda hemfikir. Ancak mizahın türü de önem taşıyor.

2003'te Kanadalı araştırmacılar, insanların baskın mizah türünü dört kategoriye ayıran "Mizah Tarzları Ölçeği"ni geliştirdi:

İlişki geliştirici mizah Kendini olumlayan mizah Saldırgan mizah Kendini aşağılayan mizah

Bu ölçek kısa sürede büyük bir etki yarattı.

İngiltere'deki Bristol Üniversitesi'nden Eğitim Psikolojisi Profesörü Claire Fox, "Mizahın hem işlevsel hem de işlevsel olmayan bir şekil alabileceği fikri ilk kez bu çalışmada işlenmişti" diyor.

Kendini olumlayan mizah tarzını benimseyenler, insanlığın ve varoluşun kırılgan absürtlüklerinin farkındalar.

Bu bireyler, "Kendimi üzgün veya mutsuz hissettiğimde, genellikle durumla ilgili komik bir şeyler düşünerek kendimi daha iyi hissetmeye çalışırım" gibi ifadelere katıldıklarını belirtiyor.

Bu tarz kişiler ayrıca bir başa çıkma mekanizması olarak sorunlarını hafife alıyorlar. Bu mizah türü, uyum sağlayıcı bir mizah biçimi olarak değerlendiriliyor.

Öte yandan, "kendini aşağılayan" mizah, uyum bozucu bir tür olarak kabul ediliyor.

Bu mizah tarzını benimseyenler, "Sıklıkla kendi zayıflıklarım, hatalarım veya kusurlarım hakkında komik bir şeyler söyleyerek insanların beni daha çok sevmesini veya kabul etmesini sağlamaya çalışırım" gibi ifadelere katıldıklarını belirtiyorlar.

Anketin yapıldığı dönemde bu mizah türü, ilgi ve onay ihtiyacının, ve düşük özsaygının bir işareti olarak görülüyordu.

Kendine gülebilmek mi, kendini yıpratmak mı?

Heintz 2010'larda mizah üzerine araştırmalar yapmaya ilk başladığında, kişinin kendisiyle alay etmesinin bu alanda bu denli olumsuz karşılandığını görünce şaşırmıştı.

"Çünkü benim kişisel mizah tarzım, sürekli kendimle dalga geçmek üzerine kurulu" diyor. "Kendimi ciddiye almam."

Literatürü incelerken Heintz, kendisi gibi birinin kaygı, depresyon ve intihar düşüncesi açısından daha yüksek risk altında kabul edildiğini gördü.

Kendini aşağılayan mizah tarzını benimseyenlerin gerçekten de kendilerinden bu denli nefret edip etmediklerini anlamak amacıyla Heintz, bu gruptan bir dizi insanı bir araya getirdi ve onları diğer mizah tarzlarına sahip kişilerle karşılaştırdı.

Heintz "Hakim görüş doğru olsaydı, bu insanların ciddi ruh sağlığı sorunları yaşaması gerekirdi" diyor. Ancak hiçbiri böyle sorunlar yaşamıyordu.

Aksine, kendini aşağılayan mizah tarzının daha yüksek özsaygı ve daha iyi kişilerarası ilişkilerle bağlantılı olduğunu tespit etti.

Heintz'a göre kendini aşağılayan mizah ile daha kötü ruh sağlığı ve ilişki sonuçları ortaya koyan araştırmaların çoğu, nedensel bir etkiyi göstermekten ziyade korelasyona dayalı.

Diğer araştırmalar, kendini aşağılayan mizahın etkilerinin farklı bağlamlarda değişiklik gösterebileceğini ortaya koydu.

Fox tarafından 2014 yılında yapılan bir çalışma, zorbalığa maruz kalan okul çağındaki çocukların diğerlerine kıyasla daha fazla kendini aşağılayan mizah kullandığını ve bu eğilimin zamanla daha belirgin hale geldiğini tespit etti.

Ancak Fox'un 2016'da yürüttüğü bir takip çalışması, tabloya yeni bir boyut kazandırdı.

Bu çalışma, çocukları tercih ettikleri mizah türüne göre sınıflandırdı.

"Kendini aşağılayanlar" (self-defeaters) olarak adlandırılan bir grup, yalnızca kendini aşağılayan mizah türüne başvuruyordu. En kötü durumda görünen grup buydu; kendine güven anlamında en alt sırada yer alıyor ve zamanla daha da yalnızlaşıyorlardı.

Öte yandan, bazı çocuklar kendini aşağılayan mizahı "kendini aşağılayanlar" grubundakilerden bile daha fazla kullanıyor ancak aynı olumsuz etkileri yaşamıyordu.

Aradaki fark şuydu: "Mizahı benimseyenler" (humour endorsers) olarak adlandırılan bu çocuklar, dört farklı mizah türünün tamamını kullanıyordu. Yalnızca kendini aşağılayan mizaha bel bağlayanlar sosyal açıdan olumsuz sonuçlarla karşılaşırken, mizahı benimseyenlerde böyle bir durum görülmüyordu.

Fox, "Bu durum, kendini aşağılayan mizahı diğer mizah tarzlarıyla birlikte kullandığınız sürece, aslında bunu yapmanın bir sakıncası olmadığını gösteriyor" diyor.

Bu, kendini aşağılayan mizahın hiçbir zaman sorun yaratmadığı anlamına gelmiyor.

Heintz, "Kendinizle alay ediyorsanız ve bu durum acı bir his ya da kendinden nefret etme duygusundan kaynaklanıyorsa, evet, bu muhtemelen sizin için iyi bir şey değil" diyor.

Ancak Heintz artık, kendini aşağılayan mizahla ilgili olumsuz algının büyük kısmının, Mizah Tarzları Anketi'ndeki (Humor Styles Questionnaire) yöntemsel bir sorundan kaynaklanabileceğine inanıyor.

Kendini aşağılayan mizahla ilgili soruların sıklıkla "Bunu çok fazla yapıyorum" veya "Olması gerekenden daha fazla yapıyorum" gibi ifadelerle bir değer yargısı içerdiğine dikkat çekiyor.

Acaba bu olumsuz özyargı, sonuçları çarpıtıyor olabilir mi?

Heintz'ın şu anda üzerinde çalıştığı ve yakında yayımlanacak makalesi, anketin 25 yıllık geçmişini değerlendiriyor ve kendini aşağılayan mizah ölçeğinin yeniden ele alınmasını öneriyor.

Diğer araştırmacılar şimdiden, gerçekten kendine zarar verici nitelikteki mizah ile bunun daha uyumsal türleri (örneğin, o klasik İngiliz tarzı olan kendini küçümseyici mizah) arasında ayrım yapan yeni ölçekler geliştiriyorlar.

Kendine gülmeyi öğrenmek

İyi komedyenlerin de bildiği gibi, ancak dalga geçtiğiniz kusur veya hatanızla barışık olduğunuzda kendinizle alay etmelisiniz.

Heintz, şakayı bir rahatsızlık hissinden yola çıkarak yapıyorsanız insanların bunu fark edip, huzursuzluk duyacağını belirtiyor.

"İnsanlar şaka yaptığında, bunun ciddiye alınmaması gerektiğini bilmeliyiz. Birinin o mizaha karşılık verebilmesi için o güven ortamının mevcut olması gerekir."

Ölçülü olmak da akılda tutulması gereken bir husus. Fox, kendini eleştiren mizah ile kendine zarar veren mizah arasındaki farkın "aşırılık ve sınırı aşmakla ilgili göründüğünü" söylüyor.

Yine de, kendine gülebilmeyi öğrenmenin psikolojik ve sosyal faydalar sağlayabileceği açık.

Kendini çok ciddiye almamanın, hayatın getirdiği aksiliklerle başa çıkmaya yardımcı olduğu görüldü.

Heintz, "Bu durum, 'kendini aşma' (self-transcendence) kavramıyla ilişkil, yani bir şeyler ters gittiğinde, olayla aramızdaki mesafeyi koruyup duruma biraz daha nesnel bakabilmek... işin daha eğlenceli veya hafif tarafını görebilmek demek" diyor.

"Ayrıca yaşam doyumu, başa çıkma becerileri ve genel esenlik gibi unsurlar arasında nedensel bir ilişki olduğunu da biliyoruz."

Kişilerarası ilişkiler açısından bakıldığında, kendine gülebilmek sosyal beceri dağarcığınızda önemli bir araç olabilir.

Heintz, "Tanımadığınız kişilerle bir aradayken ve onların mizah anlayışını henüz tam olarak bilmiyorken, yeni ortamlarda mizaha başvurmanın son derece güvenli bir yolu" diyor.

Güç dengesinin farklı olduğu durumlarda bu yaklaşım özellikle işe yarayabilir.

Fox tarafından yürütülen bir başka çalışma, "kendini hedef alan mizah" (self-defeating humour) yapan öğretim görevlilerinin öğrenciler tarafından daha olumlu algılandığını ortaya koydu.

Üstelik, başkalarını olumsuz etkilemediği sürece ufak hataları gülüp geçiştiren kişiler, daha sıcakkanlı ve daha yetkin olarak görülürler.

Mizahı geliştirmek

Peki, eğer aşırı ciddi bir yapıya sahipseniz, kendinize karşı nasıl daha hafif bir tutum geliştirebilirsiniz?

McGhee; boyunuz, kilonuz, kelliğiniz veya sakarlığınız gibi hassas noktalarınıza odaklanmayı ve bu "gülünmemesi gereken alanlarla" doğrudan yüzleşmeyi öneriyordu.

Başlangıçta ne kadar sancılı olsa da "eskiden sizi sadece rahatsız eden veya utandıran şeyler hakkında şaka yaparken kendinizi rahat hissetmeye başladıkça, ardından bir coşku ve özgürleşme hissinin geleceği" vaadinde bulunuyordu.

İlk adım, kendinizle ilgili hoşlanmadığınız şeyleri, en küçüklerinden başlayarak, başkalarına itiraf etmek.

Ardından bunlarla ilgili şakalar yapmaya başlayın.

Heintz, "Diyelim ki modayla pek ilgilenmiyorsunuz; 'Ah, yine o eski kot pantolonu giyiyorum' diyerek kendinizle dalga geçebilirsiniz" diyor.

"Ya da 'Bakın, alışverişimi Temu'dan yaptım' diyebilirsiniz." Zamanla, en çok canınızı sıkan ve sizi en çok tedirgin eden özellikleriniz hakkında da espriler yapmaya hazır hale gelirsiniz.

Hassas noktalarınızı kurcalamak size ağır geliyorsa, işe genel olarak daha eğlenceli ve neşeli bir bakış açısı geliştirerek başlayabilirsiniz.

Proyer, basit aktiviteler aracılığıyla katılımcıların oyunculuk yönünü bir hafta içinde artırmanın mümkün olup olmadığını sınadığı bir çalışma yürüttü.

Örneğin, her akşam 10 dakikanızı ayırıp gün içinde gerçekleşen en eğlenceli veya oyuncu üç şeyi not edebilirsiniz, Proyer'in ifadesiyle, "ister aklınıza gelen bir düşünce olsun, ister işe giderken gözlemlediğiniz bir şey".

Genel olarak katılımcılar, bu çalışmadan sonraki üç aya kadar kendilerini daha oyuncu biri olarak gördüklerini belirttiler, ayrıca depresif ruh hallerinin azaldığını ve mutluluk düzeylerinin arttığını ifade ettiler.

Peki, bugün başınıza gelen en eğlenceli şey neydi? Bunu bir yere not edin ve kendinize gülümseyin.

BBC

Günün Diğer Haberleri